Kobani Bahane Ayaklanma Provası Şahane

Bu gruba ait tüm sitelerde yayınlanan makaleler, hiçbir dönemde sansür edilmemiştir. Ayrıca Nisan 2012′den
beri de redakte edilmemekte; doğrusu ve yanlışıyla eser sahibinin gönderdiği özgün hâlde yayınlanmaktadır.
PKK terör örgütü ile bu örgütün meclisteki uzantısı olan HDP-BDP bloğunun ve bu örgütün şehir yapılanması olan KCK'nin kışkırtmasıyla, Türkiye, birkaç gündür tabiri caizse cayır cayır yanıyor. Hainler, sadece Doğu ve Güneydoğu illerinde değil, ülkenin hemen her yerinde yerleşim yerlerinin altını üstüne getirdiler. 

Kobani Bahane Ayaklanma Provası Şahane 
Teröristler (sempatizan değil), okul, hastane, ambulans, karakol, ev, işyeri, banka, belediye otobüsü, çöp kamyonu, askeri araç, polis aracı, öğrenci yurdu, parti binası önlerine ne çıkarsa yakıp yıktılar. Patnos'ta koskoca belediye Binasını yakıp, küle çevirdiler. Yakıp yıkmakla kalmadılar, kadınları ve çocukları devreye sokarak duvarlarını

yıktıkları marketleri yağmalayıp talan ettiler. Resmi rakamlara göre ve 09.10.2014 saat 19 itibarıyla ölü sayısı 25'tir. Belki de yüzlerce yaralı var. İstanbul'da MHP ilçe başkanlığına saldırarak Ülkücüleri tahrik etmeye çalıştılar. Aynı provokasyon Sultanbeyli'de ve Yalova'da da yapıldı. Sultanbeyli, birkaç gündür islim üstünde. Esenyurt, adeta PKK'nın kurtarılmış bölgesi gibi. Alçaklar, Atatürk Heykeli'ni bile ateşe verdiler Esenyurt'ta. Yurdun pek çok yerinde bu milletin hassas olduğu iki konuya, iki ortak değere saldırıyorlar. Türk Bayrağı'nı ve Atatürk büstlerini hedef almış bulunuyorlar. Atatürk büstlerini yerlerinden söküp, tıpkı Kerbela'da Hz. Hüseyin'in kesik başıyla oynayan hain Yezidin askerleri gibi sokaklarda top gibi oynuyorlar.

Gezi Parkı eylemlerinde kahramanlık destanları yazdıkları için birer maaş ikramiye ile taltif edilen polis ise olayları bastırmakta aciz kaldı ve yıllardır kumpas kurarak tuzağa düşürdüğü askerden yardım istemiş bulunuyor! Şimdi İstanbul da dahil olmak üzere pek çok ilde güvenliği kumpas mağduru askerler sağlıyorlar. Diyarbakır, Muş, Van, Batman gibi birçok ilde sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş durumda. Olaylar biraz daha devam ederse önce Olağanüstü Hal, arkasından Sıkıyönetim ilan edileceğinden asla kuşkunuz olmasın!

Lütfen bunun adını açıkça koyalım: Bu, IŞİD'in Kobani'ye saldırısını protesto eylemi değildir. Bunun adı açıkçası bir ayaklanma ve toplu kalkışma provasıdır! Asıl ayaklanmanın ayak sesleridir. Yoksa, başka bir ülkenin egemenlik sahasında olan Kobani'ye yapılan saldırılar bizim neyimize? Bundan bize ne? Olayın müsebbibi biz miyiz?! IŞİD Türkiye'nin eseri midir?! IŞİD'i Kobani'ye saldırtan Türkiye midir?!

Ah IŞİD Kafalı AKP'liler Ah!
Yukarıdaki soruları göğsümüzü gere gere sormayı ah ne kadar isterdik! Ancak gelin görün ki; AKP hükümetinin yanlış dış politikası, özellikle Beşar Esat yönetimine karşı hoyratça sergilemiş olduğu yanlış politikalar yüzünden yukarıdaki soruları göğsümüz gere gere soramıyoruz. Soramıyoruz ve bu konuda PKK'ya söz söyleme hakkı veriyoruz.

Bilindiği gibi IŞİD, matruşka tipi bir terör örgütüdür. Ana yapı El-Kaide terör örgütüdür. El-Kaide, El-Nusra'yı doğurdu, El-Nusra da IŞİD'i peydahladı! O El-Nusra ki; AKP iktidarı tarafından sempati ile karşılandı, sırtı sıvazlandı, aferin çekildi. Başlangıçta Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) bünyesinde Beşar Esat'a karşı mücadele ettiği için, Beşar Esat'ı devirmekle kafayı bozmuş olan AKP iktidarı tarafından destek bile gördü. Suriye muhalefeti defalarca Türkiye'de toplantılar yaptı. Muaz El-Hatip gibi ÖSO liderleri, Türkiye'de hükümet başkanı seviyesinde muamele gördüler. Dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan ile birlikte mülteci kamplarına seyahatler düzenlediler. Her türlü yardım yapıldı kendilerine.

Hatta iddialara göre; silah yardımı bile yapıldı bu örgütlere. Zira Türkiye'deki muhalefet, Adana'da yakalanan cephane yüklü TIR'ların, vaktiyle IŞİD'in de içinde bulunduğu Suriye muhalefetine gönderildiğini iddia ediyor ve hükümet her nedense mahcubiyet içinde ve bu konuda ikna edici bir açıklama bile yapamıyor. Sadece tehditler savuruyor. Üstelik AKP'li siyasiler, açık açık IŞİD'e destek anlamında açıklamalar yapmaya devam ediyorlar.

Daha kısa bir zaman öncesine kadar bu ülkenin Diyanet'ten sorumlu Başbakan Yardımcısı olan ilahiyat Profesörü Emrullah İşler hiç çekinmeden "IŞİD öldürüyor ama işkence bari yapmıyor"(1) diyerek IŞİD'in işlemiş olduğu hunharca cinayetleri kutsayabiliyor. Hem de bıçakla boğazlayarak insan öldürmenin, işkencenin zirve noktası olduğunu hiç düşünmeden! Anlaşılan bu ilahiyat profesörüne göre; IŞİD'in bıçakla boğazlarını keserek katlettiği Şii ve Alevi Müslümanlarla başta Yezidiler olmak üzere gayrimüslimlerin, kurbanlık danalardan hiçbir farkı bulunmuyor!

Çözüm sürecinden sorumlu Başbakan Yardımcısı Prof. Dr. Beşir Atalay ise iddialara göre; bebek katili Apo'yu rahatlıkla "Kürtlerin lideri" olarak tanımlayabiliyor(2). Demek oluyor ki Beşir Atalay'a göre; AKP'nin Kürt kökenli milletvekilleri ile AKP'ye oy veren Kürt kökenli vatandaşlarımızın tabi lideri de PKK'nın AKP hükümeti nezdindeki Baş Müzakerecisi Abdullah Öcalan oluyor!

AKP iktidarının işte bu ikircikli, takiyyeci ve çelişkili yaklaşımlarıdır ki; Türkiye'yi bu noktaya getirmiş bulunuyor. Ve Türkiye, AKP'nin bu çelişkilerle dolu politikaları yüzünden alev alev yanıyor birkaç gündür. Olaylar sadece Doğu ve Güneydoğu'da değil, İzmir'den Mersin'e, Yalova'dan İstanbul'a kadar her yerdedir ve bunların tek sorumlusu vardır, o da AKP hükümetleridir.

Bugün (09.10.2014) öğle saatlerinde Diyarbakır'da bir basın toplantısı yapan HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş dedi ki; "...Şiddet şu saatten itibaren durmalıdır. Bunu önleyebilmenin yolu işte iradeyle disiplinle hareket etmekten geçer. Arkadaşlarımız kurumlarımızın ortak yaklaşımını dikkate almalıdır. Şunu da altını çizerek belirtmek istiyorum, dün gece itibariyle bizler sayın Öcalan ile kısa bir mesaj bağlantısı kurma imkanı bulduk. Kendisiyle bu katliam tehlikesine karşı diyalog ve müzakereyi hızlandırma yöntemini bütün taraflara telkin ettiğini önerdiğini belirtmek istiyoruz.".

Anlaşılıyor ki; çözüm sürecini Öcalan'ın vermiş olduğu yol haritası üzerinden yürüten hükümet, birkaç gündür devam eden kalkışma eylemlerini sonlandırma konusunda da kendisinden yardım istemiş bulunmaktadır! Yine anlaşılıyor ki; birkaç gündür devam eden kalkışma eylemlerinin emrini veren de İmralı'dır! Belli ki; şimdi o emri geri alması isteniyor bölücü başından...

Kobani Kürtler İçin Neden Önemli?
Peki, PKK terör örgütü ve bu örgütün çeşitli isimler taşıyan uzantıları, Kobani üzerinde neden bu kadar ısrarla duruyor? Daha doğrusu, PKK, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni adeta tehdit edercesine Kobani üzerinde neden bu kadar ısrar ediyor ve Türkiye'nin olaya müdahale ederek neden ısrarla IŞİD'i bölgeden uzaklaştırmasını istiyor? Sebebi gayet basit aslında.

Bilindiği gibi; PKK'nın Suriye'deki kolu olan PYD, Kuzey Irak sınırından başlayarak Türkiye-Suriye sınırı boyunca üç adet kanton devlet kurmuş bulunuyor. Bunlar doğudan batıya doğru; Cizire, Kobani ve Afrin kantonları. Afrin kantonu, Hatay sınırımıza komşudur. Kobani ise tam ortada yer almaktadır. Birbirleriyle bağlantılı bu üç kantonun ayakta kalması demek, BOP çerçevesinde kurulması planlanan Büyük Kürdistan'ın, Suriye ayağının tamamlanması demektir. Bu durumda, Türkiye sınırı boyunca Kuzey Suriye'de kurulan bu üç kanton, ileride, Kuzey Irak'ta halihazırda kurulmuş bulunan gayrimeşru bir devlet olan Barzanistan ile birleşecek ve Kuzey Irak'ta çıkarılan petrol, rahatlıkla hiçbir engellemeye maruz kalmadan Akdeniz'e ulaşacaktır.

Böylece, BOP çerçevesinde kurulması planlanan Büyük Kürdistan'ın nefes borularından birisi ve açık denizlere çıkış yolu olan Akdeniz yolu açılmış olacaktır. Bugünkü Ermenistan örneğinde olduğu gibi; açık denizlere çıkış yolu olmayan devletlerin uzun süre yaşamasının veya güçlü bir şekilde ayakta kalmasının mümkün olmadığı düşünülürse, Kuzey Suriye'nin baştan başa kurulacak Kürt devletinin eline geçmesi önemli bir hadisedir. Geriye kalıyor, kurulması düşünülen Büyük Kürdistan'ın ikinci nefes borusunun açılması. O nefes borusu da Rize ve Hopa yöresinden açılacak Karadeniz'e çıkış yoludur. Birkaç gündür devam eden PKK kalkışmasının Hopa'ya kadar uzanmasının sebebi işte budur.

IŞİD ise Kobani'ye saldırmakla ve burayı ele geçirmeye çalışmakla, tabiri caizse BOP projesinin Suriye ayağındaki çalışmalara çomak sokmuş bulunmaktadır. Bu noktadan bakılınca, Türkiye tam da iki ucu boklu bir değnekle karşı karşıyadır. Yani Türkiye, kelimenin tam anlamıyla aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık durumu ile karşı karşıyadır. Kobani eğer PKK (PYD)'nın elinde kalmaya devam ederse, Kuzey Irak'tan sonra Türkiye'nin hiç de menfaatine olmayan Büyük Kürdistan'ın Suriye ayağı da tamamlanmış olacaktır ve ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerinin Kobani üzerinde bu kadar ısrarcı olmasının, diğer yerler işgal edilirken kıllarını kıpırdatmayan batılı büyük devletlerin, sıra Kobani'ye gelince topluca ayağa kalkmalarının ve IŞİD'in üstüne bomba yağdırmalarının sebebi de işte budur. Bu anlamda ABD'nin, ısrarla Türkiye'yi olayın içine çekmeye çalışması ve meclisten çıkan tezkereden sevinç duyması, Türkiye'yi, kendi eliyle kendi aleyhine bir devlet kurdurma noktasına getirtmiş olmasıdır.

Peki, Kobani PYD'nin elinden çıkar da IŞİD'in eline geçerse ne olur? Belki Büyük Kürdistan'ın Akdeniz'e çıkış kapısı kapanmış olur ama bu sefer de Türkiye, uluslararası paralı askerler, kanlı katiller ve gangsterler tarafından kurulmuş bir devletle komşu haline gelir ki; bu durumda Türkiye Cumhuriyeti, tıpkı Rodos ve Malta'da üstlenerek Osmanlı İmparatorluğu'na zor anlar yaşatan, Sen Jan Şövalyeleri gibi korsan bir güçle yıllarca uğraşmak zorunda kalır.

Kobani Çanakkale'nin ve Milli Mücadele'nin Diyeti midir?
PKK terör örgütü ve başta HDP olmak üzere, bu örgütün çeşitli isimlerdeki uzantıları, ısrarla Türkiye'nin Kobani konusunda müdahil olmasını istiyorlar. Tabiri caizse, PKK, 30 yıldır canına kastedip silah çektiği Mehmetçikten yalvar-yakar yardım istiyor. PYD'nin IŞİD'e karşı savaşan askeri kolu olan YPG adına sosyal medyada paylaşılan bir mesajda şöyle deniliyor:

"Biz sizi Kurtuluş Savaşı'nda yalnız bıraktık mı? Sizin gibi şehit olmadık mı? Sizin saflarınızda yer almadık mı? Biz size kardeş demedik mi...?"

Açıkçası, PKK ve ayrılıkçı Kürtler, şu anda Türk Milleti'nden Kurtuluş Savaşı'nın diyetini istiyorlar! Peki, Kürtler Kurtuluş Savaşı'nda gerçekten bizimle omuz omuza savaştılar mı? Bizimle birlikte şehit oldular mı? Bize gerçekten kardeş dediler mi?

Bize kardeş deyip, bizimle omuz omuza savaşarak bizimle birlikte şehit olan Kürtler elbette vardır. Ancak gerçek durum hiç de abartıldığı gibi değildir. 


28 Ağustos 2009 günü "Kurtuluş Savaşı şehitlerimizin illere göre dağılımı" başlığıyla bir yazı yazan ve toplam şehit sayısını 15.055 olarak veren gazeteci Özdemir İnce'ye göre; Kürt kökenli vatandaşlarımızın yoğunlukla yaşadıkları illerden Kurtuluş Savaşı'nda şehit olanların sayısı toplam 162 kişidir ve bunların illere göre dağılımı şöyledir:
Adıyaman(20), Ağrı(1), Bingöl(3), Bitlis(10), Diyarbakır(44), Hakkari(0), Mardin(13), Muş(5), Siirt(3), Şanlıurfa(51), Tunceli(0), Van(10). 


Kürt kökenli vatandaşlarımızın da yaşadıkları ve azınlıkta oldukları diğer bazı illeri de bu rakama eklersek toplam şehit sayısı 995'e ancak ulaşıyor ki; o iller ve şehit sayıları da şöyledir:
Ardahan(22), Elazığ(55), Erzincan(40), Erzurum(108), Gaziantep(412), Kahramanmaraş(150), Kars(13), Malatya (33).

Oysa Kurtuluş Savaşı'nda tek başlarına olmak üzere ve işgal bölgeleri dışında bulunmakla birlikte Ankara 913, Konya 780, Kastamonu 758, Çorum 526, İçel 405, Samsun 405, Sinop 399, Zonguldak 358, Yozgat 351, Tokat 340, Çankırı 334, Giresun 324 ve Sivas 307 şehit vermiştir(3).

Çanakkale Savaşı'nda da durum Kurtuluş Savaşı'ndan pek farklı değildir. Mesela toplam şehit sayısının 57.000 olarak belirtildiği bir yayında, yukarıda Kürt kökenli vatandaşlarımızın yoğunlukla yaşadığı iller olarak belirtilen iller ve verdikleri şehit sayıları şöyledir: Adıyaman (11), Bingöl (8), Bitlis (59), Diyarbakır (49), Hakkari (0), Mardin (7), Muş (0), Siirt (40), Şanlıurfa (383), Tunceli (30), Van (36). Toplam şehit sayısı ise 623 ediyor.

Bu rakamlara Kürt kökenli vatandaşlarımızın da yaşadıkları Elazığ(159), Erzincan (282), Erzurum(109), Gaziantep(502), Kahramanmaraş(213), Kars(1) ve Malatya (141) gibi illeri de eklersek 18 ilin verdiği toplam şehit sayısı ancak 2030'a ulaşıyor. Gelin görün ki; Çanakkale'de tek başlarına olmak üzere;
Bursa 3737, Balıkesir 2779, Konya 2683, Kastamonu 2425, İçel 1218, Denizli 2195, Manisa 2174, Çanakkale 1788, Ankara 1772, Aydın 1746, İzmir 1720, İstanbul 1648, Bolu 1405, Çorum 1333, Çankırı 972 şehit vermiştir(4).

Hülasa olarak diyelim ki; her ne kadar bu ülkenin bütünlüğü açısından bir şehidin bile büyük önemi varsa da, PKK'ya ve diğer ayrılıkçı Kürtlere, "Birlikte savaştık, birlikte şehit olduk, birbirimizi kardeş seçtik..." söylemlerinden asla ekmek çıkmaz. Bu tür söylemler, zorda kalan veya daha açık söyleyelim; kıçı sıkışan adamların ettikleri feryadı figandan başka bir halt değildir. Eğer bu adamlar bu tür söylemlere gerçekten inanıyor olsalardı 30 yıldır kardeşlerine kurşun sıkmazdı. Eğer bu tür söylemlere gerçekten inansalardı, birkaç gündür ülkenin altını üstüne getirmezlerdi. Ülkenin en kutsal milli değerlerine saldırmazlardı.

Sizi gidi soysuzlar sizi, paçanız sıkıyorsa gidin Kobani'de IŞİD'e karşı savaşsanıza! Bu işi de yine Mehmetçiğin omuzlarına yıkmak istiyorsunuz değil mi? 1.5 milyon Kobani'liyi kaç yıldır beslediğimizi ve bunun için şimdiye kadar yaklaşık 4 milyar dolar para harcadığımızı ne çabuk unuttunuz nankör herifler. Hatta bırakın onları, şimdiye kadar bir kuruş bile vergi, harç, şerefiye, elektrik ve su parası vermediğiniz için sizleri de besliyoruz, bunları ne çabuk unuttunuz? Madem biz, kadınlarınıza, kızlarınıza, yaşlılarınıza, çocuklarınıza ve yaralılarınıza sahip çıkıyoruz, siz de bir zahmet gidin IŞİD'e karşı mücadele edin ödlekler sürüsü. Bundan daha büyük kardeşlik olur mu?

Kobani'ye müdahale edelim etmesine de bunu PKK ve PYD istedi diye değil, kendi sınır güvenliğimiz için ve beslemekte olduğumuz 1.5 milyon Kürdü geldikleri yere göndermek, onlara güvenli bölge oluşturmak için yapalım. Ancak gelin görün ki; hükümetin böyle bir düşüncesi asla yok. Ey millet, hükümet, şu anda Suriye'den gelen kaçkınlara kimlik belgesi ve oturma izni vermenin, sonra da onları devlet kadrolarında istihdam etmenin hazırlıkları içindedir iyi biline...





Ömer Sağlam 
____________

1-http://www.radikal.com.tr/politika/emrullah_isler_isid_olduruyor_ama_iskence_bari_yapmiyor-1217623,
2-http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/29499/Atalay__Ocalan_Kurtlerin_lideri.html
3-http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/12363678.asp
4-http://www.canakkaleninrehberi.com/?Syf=18&Hbr=42148
  • ALINTI YAPMAK İÇİN

    • Yazarlarımızın makaleleri ve Sayın Günay Tulun'a ait şiirlerin, "Radyo-TV ile diğer basın ve yayın organlarında" yayım ilkesi: Önceden haber verme, eserin aslına sadık kalma, eser sahibiyle alıntının yapıldığı yer adlarını anlaşılır bir açıklıkla belirtmektir. Yayın öncesi bildirim imkânının bulunamadığı aniden gelişen durumlardaysa nezaket gereği, [sessizliginsesi.tr@gmail.com] adresine yayın sonrası bilgi gönderilmesini rica eder; tüm yayınlarınızın başarılı geçmesini dileriz.
  • ESER EKLEMEK İÇİN

    • "Sessizliğin Sesi Grubu"yla "Yazarlar ve Ozanlar Grubu"na ait tüm basılı ya da dijital yayın sayfalarında halkımızın geniş dünya ilgisine uygun olarak her türlü konuya yer verilmiştir. Yayınlanan fotoğrafların büyük bir kısmı "Kadim Okurlarımız" tarafından gönderilmiştir. Fotoğraf ve çizgi resimlerde "İlişkinlik-Telif Hakkı" konusunda tereddüt oluştuğunda bu eserleri yayından çekme hakkımız saklıdır. "Sessizliğin Sesi Grubu"yla "Yazarlar ve Ozanlar Grubu"na ait tüm gazete, dergi, site, blog gibi yayın araçlarında yayınlanan makale ve diğer yazı türleriyle fotoğraf, resim, yorum gibi her türlü eserin; üçüncü şahıs, kurum ve kuruluşlara karşı her türlü sorumluluğu, bu eserlerin sahibi olan yazar, gönderici ve ekleyicilerine aittir. "Sessizliğin Sesi Grubu"yla "Yazarlar ve Ozanlar Grubu"nun yayın organlarına kayıt edilen ya da kaydedilmek üzere gönderilen eserlerin, telif hakları konusunda problemsiz olmaları önemli ve gereklidir. Yayın Kurulu, gönderilen eserleri yayınlamaktan vazgeçebileceği gibi, dilediği yayın organlarından birinde ya da hepsinde aynı anda ya da değişik zamanlarda yayınlayabilir, yayınlamak isteyen üçüncü şahıslara, tüzel kişiliklere ve kurumlara onay verebilir ya da onlar tarafından yayınlanmasını engelleyebilir. Yalnız şu unutulmamalıdır ki bu eserler, okura saygı kuralı gereği Türkçe kurallarına uygun olmalıdır. Yazılar yayınlandıktan sonra, yazar ya da ekleyicisi; istifa, uzaklaştırılma, çıkarılma dâhil herhangi bir nedenle yazı göndermesi sonlandırılmış olsa dahi "Sessizliğin Sesi Grubu"yla "Yazarlar ve Ozanlar Grubu Yayın Kurulları"nın oy birliği içeren onay kararı olmadan eserlerinin kayıtlarımızdan ihracını isteyemez, istediği takdirde bunun reddedileceğini en baştan bilmelidir. Gönderici ve yazarlarımızın bu konuya önceden dikkat etmeleri, ileride ihtilaf doğmaması için baştan eser göndermemeleri gerekmektedir. Yayın organlarımıza ekleme yapanlar, bu konudaki sorumluluklarını okumuş ve kabul etmiş sayılacaklardır. Uzun süre yazı göndermeyen ya da yazmayı bırakan köşe yazarlarımızın o güne kadar gönderdikleri tüm yazılar "Konuk Yazarlar" bölümüne aktarılarak yeniden yazı göndermeye başladığı güne kadar köşesi kapatılır. Köşeyi kapama ya da kapatılan köşeyi açıp açmama konusunda karar sahibi, "Sessizliğin Sesi Grubu" ile "Yazarlar ve Ozanlar Grubu"dur. İhtilaf durumunda, İstanbul'un Kadıköy Mahkemeleri yetkilidir.
  • YORUM YAZMAK İÇİN

    Sayın Okurlarımız: Yorumlarınızı; Grubumuza ait "Google, Yahoo, Mynet, Hotmail, TurTc " ve diğer posta adreslerimize göndermek yerine, "Yorum bölümü açık olan sitelerimiz"deki; yorum yazmak istediğiniz yazının alt kısmında yer alan "Yorum", "Yorum Yapın", "Yorum Yaz" veya "Yorum Gönder" tuşlarını kullanarak doğrudan kaydetme olanağınız bulunmaktadır. Yazacağınız yorumlarınızın; gecikmeksizin, anında yayına girmesini dilerseniz bu yolu tercih etmenizi, saygılarımızla öneririz.

Google'da Webler Arası ve Site İçi Arama

*TATİL ve DİNLENME
Marmara Adası
DAVRAN MOTEL

*HASTANE RANDEVU SİSTEMİ
182 Merkezi Hekim Randevu Sistemi ile RANDEVU ALMA

FotoğrafımGrup Kimliğini Görüntülemek İçin Tıklayın




HABERCİDEN, "Yazarlar ve Ozanlar" ile "Sessizliğin Sesi" Gruplarına Ait Özgün Bir Kanaldır.