Toplum ve özellikle de aile olarak MHP lideri Sayın Bahçeli’ye gerçekten de teşekkür borcumuz vardır. Çünkü bize kaybolmakta olan eski bir damak zevkimizi tekrar hatırlatmıştır. Bize bisküvi arası lokum yemenin zevkini tekrar tattırmıştır. Çünkü Sayın Bahçeli’nin Yozgat mitinginde “Bisküvi”ye “Püskevit” demesinin ardından bizim eve bisküvi ve lokum tekrar girmeye başlamıştır. Daha doğrusu bu tür yiyeceklerden bisküvi sık sık, lokum ise özel günlerde girmekle birlikte Bahçeli’nin söz konusu isimlendirmesinden sonra bu iki yiyecek tekrar birlikte yenilmeye başlanmıştır. Meğer bisküvi arası lokum ne güzel bir yiyecekmiş!
Ta çocukluğumdan beri biliyorum ki; iki bisküvi arası lokum ikram etmek, bizim yörenin geleneksel ve hatta pahalı ikramlarındandır. Sadece düğün, nişan, bayram ve şenlik gibi özel günlerde ikram edilen bir yiyecektir. Mesela bizim yörede (Çankırı-Yapraklı-Gürmeç Köyü) geleneksel olarak kutlanmakta olan “Davar Yüzü” törenlerinin baş yiyeceği bisküvi arası lokumdur. Muhtemelen keçi yetiştiriciliği ile uğraşan ve geçimini keçi üreticiliğinden sağlayan "Yörükler"in (Türkmenlerin) kutladıkları bu etkinlik veya tören, keçilerin çiftleşmesinin üzerinden yüz tam gün geçtikten sonra yapılan bir törendir. Onun için de adı “Davar Yüzü”dür bu etkinliğin.
Bu etkinliğin bir amacı da, Tanrı’ya şükürdür. Zira döllenmelerinin üzerinden yüz tam gün geçmiş keçilerin, normal şartlarda düşük yapması beklenmez. Keçiler eğer düşük yapacaksa (buna “bırakmak” adı verilir) bu iş genelde ilk aylarda olur. İlk aylarda oğlağını bırakan (düşük yapan) keçilerin tekrar kızışması ve çiftleşmesi mümkündür. Ancak üzerinden üç ay geçtikten sonra oğlağını bırakan (düşük yapan) keçinin bu şansı, dolayısıyla ekonomik değeri azalmıştır. Bu durumdaki keçinin gideceği yer büyük ihtimalle kasap dükkânıdır. Dolayısıyla çiftleşip döllenmelerinin üzerinden üç ay on gün, yani yüz tam gün geçmiş keçilerin artık sağlıklı doğum yapması beklenmelidir. Bu sebepledir ki söz konusu törenlerin, görünürdeki amacı kutlama ve sevinç paylaşmak ise de diğer bir amacı da Tanrı’ya şükür olmalıdır.
Bizim yörede bu etkinlik, daha çok gençler tarafından icra edilmektedir. Etkinlik sırasında daha çok çetin tabiat şartları ile baş etmeyi simgeleyen ve güce dayalı oyunlar oynanır. Bu törenler sırasında örneğin bir çobanın başından geçenler canlandırılabilir. Bunun için de keçi, koyun, köpek, kurt ve ayı kılığına girmek olağan şeylerdendir. Ayrıca diğer pek çok orta oyunu da sergilenir bu etkinlikler sırasında. Bu törenler sırasında yapılan başka bir şey daha vardır. Gençler toplu olarak ev ev dolaşarak bahşiş toplarlar. Eskiden bu bahşişler, daha çok bulgur, yağ, un, kavurga ve meyve kurusu (hoşaf tabir edilirdi) türü yiyeceklerle tiftik ve yapağı gibi şeylerden oluşurdu. Şimdilerde yeniden yaşatılmaya ve canlandırılmaya çalışılan "Davar Yüzü" etkinliğinde galiba daha çok para toplanmaktadır. Bu para evlerden toplanmak yerine gençler kendi aralarında toplamaktadır.
İşte toplanan bu tür yiyecek ve eşyalar evvel emirde satılarak paraya dönüştürülür, sonra da elde edilen parayla o sırada köye gelmiş bulunan “Çerçi” veya “Bolbolcu” tabir edilen seyyar bakkallardan lokum ve bisküvi satın alınırdı. Bu alışveriş çoğu zaman “Takas” ve “Trampa” usulüyle gerçekleşirdi. Yani malın malla değiştirilmesi yöntemiyle. Gençler topladıkları unu, bulguru, yumurtayı ya da tiftiği çerçiye verir; karşılığında ondan lokum ve bisküvi alırlardı. Şimdilerde bu iş, daha çok gençlerin şehirden satın aldıkları lokum ve bisküvileri köye götürüp köylülere ikram etmesi ve ziyafet ortamında kendilerinin yemesi şeklinde gerçekleşmektedir. Bisküvi arası lokum yemek aslında ince bir sanattır. Eğer yemeyi bilmiyorsanız veya biraz kibarsanız, bisküviler gevrek, lokumlar da bol unluysa vay halinize. Yüzünüz gözünüz un içinde, üstünüz başınız da bisküvi kırıntılarından oluşan sağanak altında kalabilir.
“Bisküvi” kelimesi, Fransızca “Biscuit” kelimesinden dilimize girmiş bulunmaktadır. Onun için de telaffuzu biraz zordur. Esasen ağzını doldura doldura konuşmaktan büyük haz duyan, bunu için de yeri geldiğinde “Otobüs” yerine “Otobos”, “Otomobil” yerine“Tomofil” diyen Türk insanı, “Bisküvi” gibi sesli harflerinin tamamı ince ve yassı seslilerden oluşan bir kelimeyi çoğu kere doğru telaffuz edememiş ve çareyi bu kelimeyi kendi ağzına uydurmakta bulmuştur. “Bisküvi” kelimesi, bizim Çankırı yöresi kırsalında daha çok “Pisküvet” olarak telaffuz edilir.
Çocukluğumdan hatırlıyorum, küçük kardeşim Enver, bisküviye “Sepet”, yumurtaya ise“Gük” derdi. Bu, sadece kardeşime özgü bir dildi. Çünkü başkasından hiç duymadım bu kelimeleri. Kardeşim, bisküvi yerine kullanmış olduğu “Sepet” kelimesini nasıl öğrendi ve nereden çıkardı bilmiyorum ama “Gük” kelimesini muhtemelen tavuk sesinden veya “Kuluçka tavuk” yerine kullanılan “Gürk” veya “Gurk” kelimesinden hareketle öğrenmişti. Zira o tarihlerde anamın, her zaman arkasında beş-on civcivi olan “Gurk” tavuğu olurdu. Bizim küçük, muhtemelen “Gurk”un yavrularını güderken çıkarmış olduğu “gurk gurk” seslerinden esinlenerek yumurtaya “gük” diyor, “Ana bana gük ver, sepet alacağım” diye sık sık anamın başına musallat oluyordu. Bu yüzden anamdan az dayak yemedi kardeşim. Çünkü o tarihlerde bizim evin en büyük sermayesi yumurta idi ve biz, öyle, kardeşim her istediğinde sepet için gük harcayacak kadar zengin bir aile değildik!
Sayın Bahçeli sayesinde öğrendik ki; Adana ve Osmaniye yöresinde de “Bisküvi”ye “Püskevit” denilmektedir. Sayın Bahçeli, iyi ki de bu tabiri kullandı. Bu sebeple hem bütün sempatikliğini, daha doğrusu gerektiğinde sempatik olabileceğini ortaya koydu hem de bizim ailenin kaybolmakta olan bir damak zevkini yeniden keşfetmesine vesile oldu. Sırf bu sebeple teşekkür ediyorum kendisine. Neyse şimdilik bu kadar yeter. İzninizle ben püskevit eşliğinde çay içmeye gidiyorum.
Ömer Sağlam