Çanakkale Deniz Zaferi'nin yıl dönümlerinden birine daha ulaştık. Bununla ilgili olarak "T.C. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı" bir afiş hazırlayıp, yurt geneline dağıtmış. Hepsi olmasa da afişleri görenlerin bir kısmı, bunu şiddetle kınayıp "Atatürk nerede, onu neden Çanakkale gerçeğinden dışlama çabasındalar, neden ses çıkaran yok?" serzenişinde bulunuyor.
Söz konusu afişi aşağıdaki bölümlerden birinde göreceksiniz. O afişe baktığınızda yalnız Atatürk'ün değil, ne Çanakkale'nin ne de zaferin adını bulabilirsiniz. Yalnızca "18 Mart Şehitleri Anma Günü" yazıyor. Sanki o kahramanlar, 18 Mart günü durup dururken şehitlik mertebesine yükselmişler gibi...
Şimdi aklıevvel biri çıkar da "Kör müsün, afişte Âkif'in savaştan söz eden dizeleri var!" derse şaşmam. Çıkarlarını bağladıkları kişi ve kuruluşların kabahat, suç ve ayıplarını örtmek için yırtınan partizanlara da yaşattıkları saçmalıklara da cahillerin, kişiliklerini bir yana bırakıp utanmazca saldırmasına da alıştık artık!
Afişi hazırlatanlar, belli ki, oradaki mantık oyununun fark edilmeyeceğini sanmışlar. Herkes kendileri gibi ya, önlerini görmek, okuduklarını anlamak için tepeden talimat gelmesine fena hâlde alışmışlar. Allah, akıl fikir versin. Amin!
ÖNCE AFİŞTEKİ YANLIŞLARI KONUŞALIM
Bizler biliyoruz ki 1916 yılında başlatılan törenler, deniz savaşlarındaki zaferi anma törenleridir. Tören öncesi şehitlerimize saygı adına ayin yapılmış, dualar edilmiş, ondan sonra da resmigeçit gerçekleştirilmişti. İşin açıkçası şu; 18 Mart
için basılan afişlerde zaferin göz ardı edilmesi ve yalnızca şehitleri anmaktan söz edilmesi hem manidar hem de aziz şehitlerimize saygısızlıktır. Gerçek atamız olan bu insanlar, üst satırlarda da yazdığım gibi, durup dururken şehit olmadılar ya!
için basılan afişlerde zaferin göz ardı edilmesi ve yalnızca şehitleri anmaktan söz edilmesi hem manidar hem de aziz şehitlerimize saygısızlıktır. Gerçek atamız olan bu insanlar, üst satırlarda da yazdığım gibi, durup dururken şehit olmadılar ya!
Hadi gelin, deniz zaferinin yaşanmasının ardından gelen yıla gidelim. "Çanakkale Savaşları" daha yeni bitmiş ve aradan ancak 63 gün geçmiştir. Yeni tehlikelerse kapıda olmasa bile hem ön hem de arka avludadır. Halkın yeise kapılmaması, içindeki millî ruhun canlanması için bir şeylere ihtiyaç vardır. Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye Riyaseti, o coşkuyu oluşturmak amacıyla Çanakkale'deki savaşların bittiği tarihin yıl dönümünü yani 10 ay sonrasını beklemeden, hemen birkaç gün ötedeki 18 Mart gününü yani "Çanakkale Deniz Zaferi"nin yıl dönümünü kutlama kararı alır. Bu karar aynı gün, yani 12 Mart 1916 tarihli bir emirle "Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı" Nihad Paşa’ya bildirilir. Emrin içeriğinde, "18 Mart 1915 tarihli deniz savaşının zaferle tamamlanması münasebetiyle kutlama yapılması, yakındaki birliklerden vaziyeti uygun olanların bu törenlerde yer alması, askerî tören öncesinde de savaş şehitlerimizin hatırasını yaşatıp yâd etmek için ayin yapılması" yazılıdır.
18 MART NEDİR NE DEĞİLDİR
Şunu defalarca belirtmek gerekir ki; 18 Mart, "Çanakkale Savaşları"nın sona erdiği tarih değildir. Yine zaferle biten "Çanakkale Deniz Savaşları"nın bittiği gündür. Ondan sonra, deniz savaşlarından çok daha kanlı, çok daha şiddetli kara savaşları yaşanmıştır. Nedense insanımız, hatta törenlere katılan devlet adamlarımız bile "Çanakkale Savaşları"nın 18 Mart günü son bulduğunu zanneder ya da bu kanıyı oluşturacak sözler söyler, yazılar yazar, hatta toplumun karşısına çıkıp nutuk atar. Sanki o tarihten sonra şehit vermemişiz gibi... Sanki o şehitlerimiz şehitten sayılmazmış gibi!
Eğer zahmet eder de okursanız "Çanakkale Savaşları"nın tümüyle bittiği tarihi aşağıda vereceğim kronolojinin bölümleri arasında bulacaksınız.
VE "ÇANAKKALE SAVAŞLARI"NDAN DIŞLANMAYA ÇALIŞILAN ATAM ATATÜRK
Osmanlıcılarla yüce dinimiz üzerinden kazanç hedefleyen dinci kesimler; istilacı devletlerin omuz vermesiyle ayakta durmaya çalışan, aslında çökmüş, daha da açıkçası padişahları tarafından yıkılmış "Osmanlı" yerine, bir kişinin değil Türk'ün adını taşıyan bir devlet kuran Atatürk'ü, buldukları her fırsatta yalan, hakaret ve küfürlerle yok etmeye çalışırlar. Çanakkale Savaşları için yapılmaya çalışılan da aynen bu... Afişte, olayı yalnızca şehitlere bağlamanın amacı da budur. Bugüne dek yaşanan örnekler de bu yoldadır.
Ben burada Atatürk şunu yaptı, şöyle yaptı demeyeceğim. Bunu "Türk’ün En Büyük Savaşı [Bilinen Türk Tarihinin En Büyük Savaşı] adlı yazımda yeterince anlatmıştım. Dileyen, link adresini tıklayıp yazıyı okur. O yazıdan yalnızca çok küçük bir bölüm alıp Atatürk'ümün Çanakkale kronolojisini yayınlayacağım. Akıllı gözlere yeter de artar bile... Buyurun:
.
Amacın deniz savaşlarındaki zaferin kutlanması olduğunun net bir şekilde anlaşıldığını umarım. Millî ve dinî değerlerimizle ilgili her şeyi çarpıtmayı görev bilen zihniyete, akıl ve vicdan sahiplerinin boyun eğmesi mümkün değil. Bir zafer kutlama günü şehitleri anma gününe çevrilemez. Bir şehitleri anma günü de zafer kutlamasına dönüştürülemez. Bir zafer kutlaması öncesinde, o zaferi getiren savaşlarda canını feda eden şehitler için ayin yapılır. Yakın zamana dek yapılan uygulama da budur ve bu gerçek, söz konusu bakanlığın olay yaratan afişiyle farklı bir yöne evrilmiştir. 18 MART NEDİR NE DEĞİLDİR
Şunu defalarca belirtmek gerekir ki; 18 Mart, "Çanakkale Savaşları"nın sona erdiği tarih değildir. Yine zaferle biten "Çanakkale Deniz Savaşları"nın bittiği gündür. Ondan sonra, deniz savaşlarından çok daha kanlı, çok daha şiddetli kara savaşları yaşanmıştır. Nedense insanımız, hatta törenlere katılan devlet adamlarımız bile "Çanakkale Savaşları"nın 18 Mart günü son bulduğunu zanneder ya da bu kanıyı oluşturacak sözler söyler, yazılar yazar, hatta toplumun karşısına çıkıp nutuk atar. Sanki o tarihten sonra şehit vermemişiz gibi... Sanki o şehitlerimiz şehitten sayılmazmış gibi!
Eğer zahmet eder de okursanız "Çanakkale Savaşları"nın tümüyle bittiği tarihi aşağıda vereceğim kronolojinin bölümleri arasında bulacaksınız.
VE "ÇANAKKALE SAVAŞLARI"NDAN DIŞLANMAYA ÇALIŞILAN ATAM ATATÜRK
Osmanlıcılarla yüce dinimiz üzerinden kazanç hedefleyen dinci kesimler; istilacı devletlerin omuz vermesiyle ayakta durmaya çalışan, aslında çökmüş, daha da açıkçası padişahları tarafından yıkılmış "Osmanlı" yerine, bir kişinin değil Türk'ün adını taşıyan bir devlet kuran Atatürk'ü, buldukları her fırsatta yalan, hakaret ve küfürlerle yok etmeye çalışırlar. Çanakkale Savaşları için yapılmaya çalışılan da aynen bu... Afişte, olayı yalnızca şehitlere bağlamanın amacı da budur. Bugüne dek yaşanan örnekler de bu yoldadır.
Ben burada Atatürk şunu yaptı, şöyle yaptı demeyeceğim. Bunu "Türk’ün En Büyük Savaşı [Bilinen Türk Tarihinin En Büyük Savaşı] adlı yazımda yeterince anlatmıştım. Dileyen, link adresini tıklayıp yazıyı okur. O yazıdan yalnızca çok küçük bir bölüm alıp Atatürk'ümün Çanakkale kronolojisini yayınlayacağım. Akıllı gözlere yeter de artar bile... Buyurun:
*
Mustafa Kemal, Tekirdağ’da kurulacak olan “19. Tümen Komutanlığı”na atanır.
|
20 Ocak 1915
|
Mustafa Kemal Tekirdağ’a gelir ve “19. Tümeni” kurma çalışmalarına başlar.
|
2 Şubat 1915
|
Tekirdağ’da kurulan “19. Tümen Komutanlığı” Eceabat-Maydos’a nakil olur. Mustafa Kemal tümen komutanlığının yanında ”Maydos Bölge Komutanlığı”na da atanır.
|
25 Şubat 1915
|
5. Ordu, Gelibolu-Çanakkale bölgesinde kurulur.
|
23 Mart 1915
|
Alman General Liman von Sanders 5. Ordu komutanlığına atanır. Gelibolu’ya gelir. Savunma planlarını yeniden yapar. Mustafa Kemal’in “19.Tümeni”ni ihtiyat gücü olarak kendine bağlar.
|
24-26 Mart 1915
|
Mustafa Kemal, Bigali (Çamyayla) köyünde karargâh kurar.
|
18 Nisan 1915
|
Müttefikler Gelibolu’ya çıkar.
|
22 Nisan 1915
|
Mustafa Kemal, Arıburnu’na asker çıkaran İtilaf Kuvvetleri’ni tümeniyle durdurur. “Arıburnu Zaferi” kazanılır. İngiliz ve Fransızlar; Arıburnu, Kumkale ve Seddülbahir’e asker çıkarır. 9 ay sürecek Çanakkale kara savaşları başlar.
|
25 Nisan 1915
|
Liman Von Sanders, 42 bin kişilik kuvvetle Arıburnu çıkarma bölgesinde Anzaklara saldırır. Başarısız olur. Savaşın en kanlı günüdür. Türkler 10 bin kayıp verip geri çekilir.
|
19 Mayıs 1915
|
Mustafa Kemal Albay olur.
|
1 Haziran 1915
|
Anzaklar, Arıburnu’ndaki merkez cepheden taarruza kalkar.
|
6 Ağustos 1915
|
Mustafa Kemal “Anafartalar Grubu Komutanlığı”na getirilir.
|
8 Ağustos 1915
|
“Birinci Anafartalar Zaferi” yaşanır.
|
9 Ağustos 1915
|
“Conkbayırı Zaferi” yaşanır.
|
10 Ağustos 1915
|
“Kireçtepe Muharebeleri” yapılır.
|
15 Ağustos 1915
|
“İkinci Anafartalar Zaferi” kazanılır.
|
21-22 Ağustos 1915
|
Mustafa Kemal’e, Anafartalar Grubu Komutanlığı’ndaki üstün başarılarından dolayı “Muharebe Gümüş Liyakat Madalyası” verilir.
|
1 Eylül 1915
|
Fransız-İngiliz birlikleri Gelibolu’dan çekilir.
|
8 Ocak 1916
|
Mustafa Kemal komutasındaki Türk Ordusu, tüm cephelerde savaşı kazanır. Kalan son “Müttefik” kırıntıları da Gelibolu’dan atılır.
|
9 Ocak 1916
|
Mustafa Kemal’e, “Anafartalar Grubu Komutanlığı”ndaki üstün başarıları nedeniyle “Muharebe Altın Liyakat Madalyası” verilir.
|
17 Ocak 1916
|
Daha ne olacaktı?
Kim varmış kim yokmuş kim müdahale edince savaşın seyri değişmiş; görebildiniz mi?
GERÇEĞİ SAPTIRANLARA
Benden; çok sert, hakaretlerle bezenmiş bir yazı bekleyenler varsa Osmanlıcı, dinci ve maaşlı trollerin seviyesine inmeyeceğimi bilsinler. Gerçekleri saptırmaya çalışıp, komik duruma düşen tuhaf yaratıklarla söz düellosuna girmek, eskilerin "abesle iştigal" dediği boş işlerle uğraşmak demektir. Hiçbir yararı yok! Hakaret yarışı yerine tarihsel gerçeklerle konuşmak gerek. O kesimin bir kısmı gerçekleri bilir ama aksini iddia etmeyi sürdürür, çünkü çıkarının o iddianın peşinde koşmak olduğuna inanmıştır. Bir kısmı da hiçbir şey bilmez ama yıkanan beyninin sanrıları peşinden koşup durur. Bu kesimdekiler ne yaparlarsa yapsınlar, atam Atatürk ve gerçekleri dile getiren herkese küfür de etseler sonucu değiştiremezler. Yalan, kurgu ve iftiraları salvo atışına çevirseler de gerçek gerçektir, değişmez. Çünkü yaşananlar, uydurmaya çalıştıkları tarihin değil, gerçek tarihin sayfalarına yazılalı uzun yıllar oldu.
Tüm bunlardan daha önemli olan bir şey daha var. Hâlâ görmemek ve gerçekleri saptırmak için direnenler yalan, iftira ve nifak saçmalarından doğan hesabı vereceklerini kafalarına yazsınlar. O hesabı da bana ve gerçekleri anlattıkları için küfre boğulan insanlara değil, yüceler yücesi Rabb'imize verecekler.
Bazen tüm bu yaşananlara gülmek mi yoksa ağlamak mı gerekir, bir türlü karar veremiyorum. Galiba en doğrusu, bu onulmaz kafaları, bu "Yunan kazansaydı iyi olurdu." diyen zihniyeti, bu yüzyıllık kinin ardına sığınıp çıkarlarına çıkar katan yaratıkları yüce Allah'a havale edip O'nun adaletine güvenerek beklemek.
Rabb'im Allah'tan niyazıma gelince... Hayatlarımızı ve bayrağımız altında özgürce ibadet edebilmemizi borçlu olduğumuz atam Atatürk'ü rahmet nurunla haşretmesi, cennetine kabul buyurması ve sevgili peygamberim Hazreti Muhammed Mustafa sallallahu teala aleyhi vesellem efendimize komşu kılmasıdır.
Amin!