Gruplarımızda sansür uygulanmamaktadır. Yazım (İmla) hatalarının düzeltilme sorumluluğu makale sahibine aittir.
"Neden yazmıyorsun?"
Bu soruya, bir süredir "Yazarlar ve Ozanlar Grubu" ile "Sessizliğin Sesi Grubu"nun ortak adresi olan, sessizliginsesi.tr@gmail.com'da rastlar oldum. Kimi soruyu "Neden yazmıyor?" diye gruplara yöneltmiş kimi de bana...
Cevap vermeden önce şunu söylemem gerek: Bu sayfalarda uzun süredir yazmıyor göründüğüm için "dost okur"ların kaybolduğunu sanıyordum. Haksızlık etmişim. Hepsine, hepinize tekrar tekrar teşekkür ediyorum.
"Yazmıyor görünmek" dedim ya, onu da açıklamam gerek.
Siyasetin her şeyinden uzak kalmak istiyorum, ama yazmayı bırakmadım.
Gruplarımıza ait birçok yerde yazmaya devam ediyorum. Recep Bey'in son aylarda
açtığı kanallara girerek "Çanak çömlek, kap kacak alaylarını aklınca yinelemesinden sonra, antik İstanbul'u; Amerika'nın keşfiyle Küba'daki hayalet camiden yola çıkarak, Amerika'nın gerçek keşfini; mezar taşlarına karşı aniden beliren sevgisi dolayısıyla da Osmanlıcayı" yazıp durdum.
açtığı kanallara girerek "Çanak çömlek, kap kacak alaylarını aklınca yinelemesinden sonra, antik İstanbul'u; Amerika'nın keşfiyle Küba'daki hayalet camiden yola çıkarak, Amerika'nın gerçek keşfini; mezar taşlarına karşı aniden beliren sevgisi dolayısıyla da Osmanlıcayı" yazıp durdum.
Bazılarınızın o yazıları okuduğunu biliyorum. Gönderdikleri internet mektuplarında; bazen itiraz bazen "hiç öyle düşünmemiştik" bazen "meğer tarih üzerinden kandırılmışız" bazen de "hiç duymadığımız bir konuya girdiniz, araştırdık ve yepyeni bilgilere ulaştık, teşekkür ederiz" diyenler oldu. İtiraz edenlere de yazdıklarıma hak verenlere de minnettarım. Mutlaka ses çıkarmadan okuyanlar da olmuştur, ama zamanlarından fedakârlık edip konuyu tartışmaya açanlar, belli ki, gerçek bilginin izini de sürüyorlar. Hepsine selam olsun!
Tabii ki bu kadarla kalmadı. Daha önce yazmaya başladığım konulara yeni bölümler de ekledim. Bu arada, hem bizim gruplarda hem de Turkish News'da yayınlanan ve "Ermeni Piramidi"yle ilgili gerçekleri kâğıda döktüğüm makale çok ses getirdi. Aslında "Ermeni Meselesi"nde kafamızı kuma gömdüğümüz ve "bilmeden ahkâm kesen yarı aydınlarla bilerek bazı çıkarlar karşılığında daima Ermenileri haklı çıkarmaya çalışan ne idüğü belirsizler" yüzünden toplumun kafası karışık. Bu nedenle böyle bir yankı beklemiyordum. Sürpriz oldu.
Hükûmetlerimiz boş verir, ilgilenmesi gereken yetkililer hastalıklı bir ruhun peşine takılıp her konuda o ruhtan icazet bekler, küfür ve hakareti milliyetçilik sananlar ortalığı boş bulup tutarsız söylemlere sarılır, STK denen organlar konudan dörtnala kaçar, basının geneli "gör duy sus"u oynarsa; tabii ki kafalar karışır. Hele bu işin içine Nobel de girmiş ve "Pamuk'un metodu"nu kullanarak "ben de alabilirim" umudu taşıyanların sayısı katlanmışsa; "bilgi kirliliği" her yeri kaplar.
Söyleyin Allah aşkına, aş ve iş peşinde koşturulan gerçek halk, hangi zamanı bulsun da doğru bilgiyi araştırsın? Nasıl?
Baksanıza, Recep Bey bile "Harp Akademileri"nde bir buçuk cümle sarf etmekle Ermeni iftiralarına cevap verdiğini sanıyor. İftiracılar yıllardır bugüne hazırlanırken, devletimizin başı altı üstü bir buçuk cümleyle yedi düveli yeniyor (!).
Hükûmetlerimiz boş verir, ilgilenmesi gereken yetkililer hastalıklı bir ruhun peşine takılıp her konuda o ruhtan icazet bekler, küfür ve hakareti milliyetçilik sananlar ortalığı boş bulup tutarsız söylemlere sarılır, STK denen organlar konudan dörtnala kaçar, basının geneli "gör duy sus"u oynarsa; tabii ki kafalar karışır. Hele bu işin içine Nobel de girmiş ve "Pamuk'un metodu"nu kullanarak "ben de alabilirim" umudu taşıyanların sayısı katlanmışsa; "bilgi kirliliği" her yeri kaplar.
Söyleyin Allah aşkına, aş ve iş peşinde koşturulan gerçek halk, hangi zamanı bulsun da doğru bilgiyi araştırsın? Nasıl?
Baksanıza, Recep Bey bile "Harp Akademileri"nde bir buçuk cümle sarf etmekle Ermeni iftiralarına cevap verdiğini sanıyor. İftiracılar yıllardır bugüne hazırlanırken, devletimizin başı altı üstü bir buçuk cümleyle yedi düveli yeniyor (!).
Hazır bu konuya girmişken şunu da yazmalıyım. Hâlihazırda faal olan "Soykırım Müzesi"ne bir kardeş daha getiriyoruz. Muhtemelen onun da adı aynı olacak.
"24 Nisan 1915 İftirası"yla 100. yıl düzenbazlığından önce yayına vereceğiz.
"24 Nisan 1915 İftirası"yla 100. yıl düzenbazlığından önce yayına vereceğiz.
Siyaseti; iki, üç, hatta çok yüzlülük olarak görmeye başladığım günden beri, siyasetçilerden haz etmez oldum. Bütün gün aynı adamın konuşmalarını işitmekten, bütün gün aynı "şakşakçı güruhunu" görmekten sıkıldım. Gazeteleri elime aldığımda üzerime yağ sıçradığını gördüğüm için midem bulandı. Sözde muhalif gazetenin, siyasi muhalefete minicik yer verip ondan sonra "muhalefet yok ki" demesinden tiksindim.
İşte, bunların yüzünden siyaset yazmıyordum. Meğer yazmadığımı sanıyormuşum. Çünkü tarihe de soykırım konusuna da girdiğinizde siyasetin zehirli bir sarmaşık gibi her yeri sardığını görüyorsunuz.
İşte, bunların yüzünden siyaset yazmıyordum. Meğer yazmadığımı sanıyormuşum. Çünkü tarihe de soykırım konusuna da girdiğinizde siyasetin zehirli bir sarmaşık gibi her yeri sardığını görüyorsunuz.
Yukarılarda bir yerde yazmaya devam ediyorum demiştim ya, işte o yazıları; "Sessiz Dünya" ile "Tarihin Habercisi" dergilerinde bulabilirsiniz. Neden "Sessiz Dünya" derseniz; malum, "Sessizliğin Sesi"yiz.
Mide bulantım düzelip, yeniden siyaset yazabildiğim zaman daha sık görüşeceğiz.
O güne dek, kalın sağlıcakla!..
Mide bulantım düzelip, yeniden siyaset yazabildiğim zaman daha sık görüşeceğiz.
O güne dek, kalın sağlıcakla!..
Günay Tulun
Söz konusu yazılara hızla ulaşmak için:
"Sessiz Dünya" ile "Tarihin Habercisi"
sözcüklerinin üzerini tıklayabilirsiniz.